#ankaranınsokaklarında (Part 2)

Şiirin 2014’te topluca yazılan ilk kısmı için: http://www.beatkusagi.com/ankaraninsokaklarinda/

Bu şiirin ilk kısmı yüzlerce Neo-Beat’in katılımıyla Kasım 2014’te twitter’da yazıldı. Şiirin yazılmasından bir ay sonra Ankara’da Neo-Beat Konur Sokak’ta Daphne Pub’da dışarıya ilk açık buluşmasını gerçekleştirdi. Bu buluşmayı 1. Ve 2. Kozmos Buluşmaları izledi… O dönem yaşananların çok azı kayda geçirilebildi ama Kozmos Buluşmaları bir efsane olarak Kızılay’ın sokaklarında dolaşmaya devam etti.

Aradan 5 yıl geçti. Geride çok fazla öykü, çok fazla anı ve çok fazla yaşanmışlık vardı ve Neo-Beat tek sefere mahsus olmak üzere, 12 Ekim’de gri şehire, ilk fısıltının duyulduğu yere, EskiYeni Bar’a son bir çağrı yapma kararı aldı. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı, biliyorduk ve şiir bütün bunları ölümsüzleştirmemize yardım edecekti…

Bu şiiri bir araya getirmek bizim için kolay olmadı. Şiiri birleştirirken hashtag akmaya devam ediyordu ve tweetlerin sayısı 6-7 bin bandına ulaşmıştı. Toplamda 100 sayfayı aşan bir materyal söz konusuydu. Bu nedenle burada ancak çok kısaltılmış bir versiyonunu yayınlıyoruz… Bu şiiri 12 Ekim ‘de Kozmos Buluşması öncesi Sakarya Caddesi’nde dağıtacağız… Olur da bir şekilde elinize geçerse, okuduktan sonra gri şehrin sizin için en anlamlı yerine bırakmayı unutmayın…
Yazılan her şeyden önce bizim hikayemizdir!
12 Ekim’de Kızılay’da görüşmek üzere!
Show must go on!

12 Ekim 3. Kozmos Buluşması etkinlik sayfası: http://www.beatkusagi.com/events/neo-beat-kozmos-bulusmasi-3-ankara/

Kalbini aç Ankara, Neo-Beat evine dönüyor,
Open your heart, I’m coming home
Belki karşılaşmışızdır seninle,
Uzaklarda bir yerde, İstiklal’de ya da gri şehirde
Ekim ortalarında karşılaşırız belki ankaranınsokaklarında…
Bir şiiri yazmakla başlayacak her şey…
Neo-Beat, 2013’te ilk dizeleri yazılan şiirin devamını yazmaya hazırlanıyor…
Önce burada, 12 Ekim’de ise Kızılay’ın sokaklarında..
10 Haziran 2017 günü başlamıştık satürnfısıldayacak etiketiyle şiir yazmaya, sıkı durun yine geliyoruz
12 Ekim’de Neo-Beat’in ilk kez fısıldandığı yerde,Kozmos Buluşması’ndayız…
Benzeri tekrarlanmayacak ve bunu hep anımsayacağız.
12 Ekim gecesi Sakarya Caddesi’nde Hector çığlıklarını takip et…
Neo-Beat evine geliyor. Çığlıklar hiç susmayacak!
Doğduğu yerde,var olduğu yerde ankaranınsokaklarında hep beraber söyleyeceğiz şarkımızı.
Önce burada, sonra bir şiirin dizesinde, en sonunda ise gri şehirde buluşacağız…
Tutkularımızı duvarlara yazacağız bazen, bazen de anımsayacağız…
Bir gün yıllar önce yazmaya başladığım o hikayenin sonunu getireceğim.
Ankara’da başladı ve Ankara’da bitecek hepsi.
Hikayeyle birlikte bir geçmiş de yıkılacak
Sonra yeniden ruhlarımızı özgürleştireceğiz…
4 yılın ardından efsane Kozmos Buluşmaları’nın 3.sü ve aynı zamanda sonuncusu gerçekleşiyor. Kızılay’ın sokaklarında anımsayacağımız çok şey var!
Kadıköy’den Kızılay’a bir manifestodur canlı olarak yazılan…
Geçmiş denen panzehir geleceğe giden yolda kurtuluşumuz oldu. ve son Kozmos Buluşması’yla bir dönem kapanıyor.
Bir son elbette acıtacak ruhumuzu ama biz yürüğümüz her adımda, dinlediğimiz her şarkıda ve öğrendiğimiz her şeyde Neo-Beat’i yeniden ve yeniden bulacağız içimizde, gittiğimiz her yerde ankaranınsokaklarında ve bütün sokaklarda…

Neyin sevileceğini, bir tek onu sevenler bilir.
Ömrünüz boyunca sorgularsınız bu şehri neden sevdiğinizi.
Sebepsiz ne kadar sevgi varsa ankaranınsokaklarında
Eylül güzel geçmedi, geçemezdi zaten. Ekim başında tekrar tanışırız belki, Ekim ortasında Ankara’da sarhoş oluruz.
Gri şehirde, renk kat sokaklara. Haykır bütün güzelliğin ile ankaranınsokaklarında
Bireyin ruh haline göre bir kalıba bürünen mekanlar, bir gün özgürlüğün vermiş olduğu mutlulukla sevinç çığlıkları atacak… ankaranınsokaklarında Neo-Beat yankılanacak
Bu şarkıyı anımsadıysan, bir Neo-Beat buluşmasına daha önce katılmış olabilirsin…
Bu sefer “Bir Güz Şarkısı”nı söylemek için!
Ekimde yuvaya dönüyordum. Ekimde herkes yuvaya döner.
Neobeat evine geri dönüyor. Bu geri dönüş yeni başlangıçları ve deneyimleri barındıracaktır.
Ankara tümüyle bir Bad Triptir
Koca bir ülkede Ankara’ya denk gelmek,elbette bir kez daha denk gelmeyi gerektirecektir.
En yaralayıcı aşkların şehridir.Sonra bir gün ayrılır ve aşık olmayı unutursunuz.
Ankara’da öpüşmenin en güzel yanı dudaklarımızın hep soğuk olması,” diyor, “çünkü her anımsayışında onun sıcaklığında defalarca ısınabiliyorsun.”

Şöyle yazın duvarlara: “Bir zamanlar biz orada çok güzel şeylere inandık…”
Kızılay’ın gri sokaklarında başlayan düş, güneyde Satürn Komünü’nde bir tsunamiye dönüştü.
Ne zaman terk edip aklımı, kaybolacağım şehrimin varoşlarında, güler yüzlü bir meczup olarak yeniden doğacak suretim.
Hatırla, Neo-Beat’ten başka hayata tutunmak için hiçbir şeyi olmayan insanları, kaybedecek hiçbir şeyimiz yok. Onun için göz kapaklarımıza mandallar takabilir, savaşabilir ve gidebiliriz…
Ve bizi durdurmak için yapabilecekleri hiçbir şey yok!
Tüm o yalnız insanlar nereye giderler? The Beatles için buluşacağız
The Beatles konserlerinden birinde özgürlük çığlığı atan kız mıydı sokaklarında dolaşan yoksa 21.yüzyılın kayıp ruhları mı? Bazen anlayabilmek için sonsuz kez yürümemiz gerekiyordu.
-Ama bebeğim ne zaman anlayabileceğiz? -Stalker bize eşlik edecek…

3 gün boyunca ankaranınsokaklarında Hector çığlıkları duyulacak… İlk fısıltının duyulduğu yere, Neo-Beat’in 0 noktasına geliyoruz…
Dünyayı müzik kurtaracak. Ve bir notayı sevmekle başlayacak her şey
Ankara’nın resmi müziği 45’liklerdir… Ve geçmişi anımsamak hep hüzündür bir parça…
İlk Neo-Beat Jim Morrison için yine düşerdim yola..
‘’The Doors dinle, içki iç Ankara!” Müzik, özgürlük ve yol
Çabuk olun.Daha Tom Waits dinleyeceğiz ankaranınsokaklarında
Olağanlığın ritmine, varoluşun ritmine, jazz’ın ritmine, ışığın ritmine, özgürlüğün ritmine Jim Morrison gibi dans et

Hey hey my my, Hector will never die!
Hectooor ankaranınsokaklarında umut ve ayazla.
Hectoor forever!
Belki bir festivalde karşılaşmışızdır seninle, belki bir parkta…
Ama şifre hep aynı. Kaybolduysan, Hector çığlığını ilk duyduğun kişiye sarılmayı unutma…
Ankaranınsokaklarında 3 gün 3 gece boyunca ismini bile unutacak kadar yükselmişken, kaybolduğunda, Hector çığlığını izle
Çünkü gri şehirde seninle aynı öyküye inanan bir başkası da var.
Satürn bizi kucaklayacak, Hectorrr sesleri yükselecek adını almış caddelerde
Bilinmez sokaklarımızdan, içine kapanan mısralar sunacağız sizlere
Yeraltından sokaklara, duvarlara, yollara, betonlara çınlıyor Hector çığlığı. Yoksa hala duymadın mı?
Rahatsız olacaksınız yine ve yine sevmeyeceksiniz ama biz Pink Floyd dinleyeceğiz
Çünkü birlikte ayaktayız, düşeriz bölününce!
Melankolik olanın endüstriyel griye; dost kalabalıkların ve harmonik başkalığın neon ışıklarına ve gösterişli camekanlara yeğlendiği yerde ankaranınsokaklarında buluşalım.
Ufuk çizgisini göremezsin belki ankaranınsokaklarında ama başını gökyüzüne çevirdiğinde gördüğün şey bir parça gri bulutun içindeki umuttur.

En ilginci de, Türkiye’ye ve dünyaya, Ankara’dan bakmaktır. Oradan bakıldığında, sanki hayat daha farklı akmaktadır. Sanki bulunması gereken bir anlam, inanılması gereken bir gelecek ve bitmek bilmeyen bir arayış vardır.
Ayazında dans et, soğukluğuna sarıl, puslu gökyüzünde ruhunu dinlendir, özgürlüğüne kucak aç, başka şehirlere benzemeyen ruhuna uygun dolaş.
Bulantını kustuğunda, Morrison’la beraber dans ettiğinde, kaburgalarımızdan çiçekler fışkıracak. Elindeki şarap biraz daha koyu, göz bebeklerin ütopyayı andırırken, hoyrat bir sevişme olmalı

ankaranınsokaklarında acının temelini biraz Satürn biraz Ankara fısıldayacak sana:
”Hayattasın ve yaşıyorsun!”
Ankara anlatılacak bir şehir değildi, yaşanacak bir şehir de değildi.
Ankara bambaşkaydı, bad tripti, hüzündü.
Ve Ankara her şeyden önce griydi.
Kalbini aç Ankara, Neo-Beat uzun bir aradan sonra gri şehre geri dönüyor.
Ekimde gökyüzü; kuzeyde kızıla batıda karaya çalar,
Bu çığlığı nerde duyarsam duyayım tanırım… H E C T O R!!!
Oradaydım. O kaldırımda ve o tanıdık yabancıların arasında.
Size orada olmanın gururunu anlatamam ama o insanlarla bir arada olmanın verdiği sevinci 12 Ekim’de ankaranınsokaklarında bulacağınızın garantisini verebilirim.
Gri şehrin sokaklarında, hikaye kaldığı yerden devam edecek.
“Aşk-Barış-Müzik sonsuza dek…”
Belki bir başka hayatta. NeoBeat ve sevgiyle.
Belki bir gün hep birlikte Tom Waits dinleyeceğiz o sokaklarda, sonra da gideceğiz buralardan…
Her lafı geçtiğinde sevmiyorum işte dediğim Ankara’yı ankaranınsokaklarında yazıları ile seveceğimi hiç tahmin etmezdim.
Yıllar önce #ankaranınsokaklarında geçmiştim. En çok da insanlardan geçmiştim ben.
Şimdi yıllar önce terk ettiğim şehre geri dönmüş, sokaklarda bıraktığım ayak izlerimi arıyorum yine insanların arasından geçerek.
Yaşam boyu ne çok şeyin yanından geçip gitmişizdir. Ne çok fırsatın, hayalin, insanın, ihtimalin…
Zihnimde başlamış bir geri sayım var! Aynı duyguları paylaştığım insanlara özlemim yüksek.
İlk fısıltının izlerine ilk kez şahit olabilmek için heyecanla bekliyorum.
Ankara kasveti bizim ruhumuza can verecek. Gri şehrin renkleri olmaya geliyoruz!
Önümüzdeki ve ardımızdaki umutsuzluklardan firar ederken, ankaranınsokaklarında düşüncelerimizin ve ruhlarımızın birbirine değdiğini hissedeceğiz
Sevgiliyle ankaranınsokaklarında Neo-Beat buluşmasına katılmak da bir seçenekti, fakat bugün değil ama bir gün yalnızlığımız bizi bu şehirde tekrar buluşturacak.
O güne kadar her gece Ay’ın karanlık tarafında, en parlak yıldızda göz göze geleceğiz, şimdilik hoşça kal!
En güzel ayrılıklar Ankara’da yaşanır, en güzel aşklar da. Ama bir gün ayrılacaksın bu şehirden ve tekrar bütün renkler griye dönecek.
12 Ekim’de bir şarkı çalacak ankaranınsokaklarında ve aşk bizi tekrar ayıracak.

Rastlarsın güzel yüzlü bir adama, ya da bir kadına. Hepsi telaşlıdır ankaranınsokaklarında
Özgür olduğunda Ankara, buluşuruz bir ara
Farklı şehirlerin, farklı lambaların altında ve bambaşka insanların yüzlerce insanı bir araya topladığı şarkılarda… Sanki herkes ankaranınsokaklarında
Neo-Beat her yerde, New York’tan Ankara’ya kelebeğin çığlığını duymak için !
İşte bu son bahar ve ankaranınsokaklarında bir fısıltıyla
Neo-Beat seni yeniden var olmaya, sarhoş olmaya ve birleştirici olmaya davet ediyor…
Sokaklar biter, şiir biter, öykü biter
Bu sırada ankaranınsokaklarında hiç bitmeyen bir şeyler oluyordur…
Hayatının bir döneminde bunu deneyimlemiş birisi bilir ki, ankaranınsokaklarında hislerinden kaçamazsın.
Çünkü hislerinin bile yaraladığı o karanlık anda gökyüzüne bakmak istersin. Ve gökyüzü gridir, tıpkı hislerin gibi.
Her şeyin başladığı yerde bir barın bodrum katında arınmak için sevmek için sarhoş olup dans etmek için bir araya geleceğiz ankaranınsokaklarında
“Bir gurbet olmuşken Ankara yüreğimde… Nerede mavi mutluluklar… Nerede sevdamız ve yarın umutlarımız…”

Her şehrin bir hikayesi vardır ama ankaranın bambaşka bir hikayesi vardır bizim yazdığımız
Gri şehrimizde deniz olmasa da hayallerin yaşanma ihtimalini düşünürken ankaranınsokaklarında olduğumuzdan daha özgür hissediyoruz.
Nereden gelmiş olursan ol, ayazın diğer adı umuttur.
Sıhhiye Köprüsü’nden Kızılay’a yürürken hep biraz daha varoluşçu olur insan.
Çünkü Ankara “aklında bir garip bahar özlemi” ile doludur.
İnsan birçok şehri sevebilir, ait olmaktır Ankara … İlk bira, ilk konser, ilk öpüş…
Birileri bizden fırtına bekliyor ve biz hayatta ait olmak istediğimiz her şeyin bedenlenmiş haliyle yeniden doğuyoruz.
Gençliğimizin çiçeklendiği ankaranınsokaklarında ilk kez umudu, açlığı, acıyı, aşkı, kaybetmeyi öğrendik.
En çok nedir derseniz en çok kıştır benim için Ankara, kar yağarken Güvenpark’ta şarkılardır en çok özlem duyulana..
Öptüğüm ilk sevgili, içtiğim ilk bira, gittiğim ilk konser, katıldığım ilk eylem…
Bir metro istasyonunda beklerken soğuk bir rüzgar vuruyor yüzüne UYANIYORSUN…
Bulunduğumuz kaos florasından çok uzakta bir gezene aitiz. Birbirimizi bulduğumuz anda ışıkların göz kamaştırıcı yoğunluğuna sahip oluyoruz. Biz birlikte güzeliz!
Kendi karanlığında kaybolurken ruhunun çığlıklarına kulak verip hiç görmediğin bir şehri hiç gezmediğin sokakları hiç sahip olmadığın bir ruhu hiç öpemediğin o dudakları özlersin.
Özgürlük anlayışının yeniden gözden geçirilmesi için ankaranınsokaklarında yakacağız o büyük ateşi.
gri şehrin ıssız sokaklarında yankılandı özgürlük, çığlıklarımız yağmurdan sonraki gökkuşağı gibi.
İstedikleri kadar karanlığa çağırmaya çalışsınlar bu dünyada güneş doğmuştu ve her gün bu şehirde ankaranınsokaklarında doğmaya devam edecekti .

Fırtınada sığınak bulma, yağmurda dans etmeyi öğren
Boğazlarına kadar insan yığının içinde kalan zamanda, ankaranınsokaklarında özgürlüklerine kaçıp bodrum katında buluşan yolculara…
Tüm ümidini yitirdiğin anda satürnfısıldayacak ve yeniden doğacaksın. Beklemekteyiz sayın satürn… Gözümüz sende kulağımız sende.
“Ankara bir karın boşluğuydu ve biz içinden geçiyorduk.” diyen Hakan Günday’a selam olsun.
‘’Senin payın da yadırganamaz ama Gelemem çok soğuktur şimdi Ankara’’
Bir şiir oldun onca okundun
Ben değil Vega diyor:
“Ah yağmur dönerken kara, şarkılar var falımda, hepsi sana bu gece Ankara”
Islıkla “seninle bir dakika”yı çalıyordu ve kar yağıyordu geceye, ankaranınsokaklarında âşık, yürüyordu.
NeoBeat‘i düşündükçe dünyanın telaşından uzaklaşıyorum. Ağzımın içinden bir şiir düştü düşecek.
Karlı soğuk bir Ankara sabahında, Kızılay dan Tunalıya doğru Vega’nın Ankara’sı eşliğinde yürüyüp, Kuğulu’da sıcak bir çay içmek kadar sevsek keşke bir şeyleri
Yahya Kemal’in aksine İstanbul’un en çok Ankara’ya dönüşünü seviyorum…
Ankara’yı sevmeyene bir zulümdür, bu kadar insanın neden Ankara’yı sevdiğini anlamadan, Ankara’da yaşamak… Hasretin nazlıdır Ankara, kavuşmamız yakın.
18 yaşındasın, Tunalı’da bu şehirden gitmenin hayaliyle sonrasında her bir sokağını nasıl da özleyeceğini bilmeden ellerin ceplerinde yürüyorsun.
Kulağında kulaklık Linkin Park’dan sonra Green Day çalıyor. Hayatımın en güzel günleri olduğunu bilmeden yaşadım.
18 yaşındasın. Yağmurlu bir kış günü dershaneden çıkmış Sakarya’da, Konur’da, Karanfil’de, İzmir’de metroya varmamak için alabildiğine yürüyorsun. Linkin Park, Vega, Pilli Bebek ve Pink Floyd eşlik ediyor ve biliyorsun: Yolda olmak güzel, varmak değil.

Yollarına hep sevdiğimiz insanların adlarını veremediler ama biz her duvara bilvesile onların adını yazarak yaşadık.
Bazen geride bırakamazsın; şehir seni anımsar. Yıllar geçtikçe, gri şehirde bizi hayatta tutan o mavi olasılığa tutunacağız. Heidegger’in sözünü Ankara’ya uyarlayarak: Bir şehri sevmek, onun öyküsünü sevmektir!
Hangi pencereden baktığınla ilgilidir hayatın sana sundukları.Ya tebessüm ettirir ya isyan
Biraz hüzün, biraz keder,biraz gökkuşağı…
Ankara’da yaşamak grinin içindeki gökkuşağını görmektir. O yüzden umutlar şehridir Ankara. Dünyanın diğer ucuna da gitsen sana hayal kurduran bu şehri özlersin, öyle çok özlersin ki hem de, toprağını öpersin.
Ankarayı sevmek kimsenin sevmediği birini sevmek gibi, seversin ama açıklama bulamazsın
Gri diye biliyorsunuz ama aslında gökkuşağı gibidir Ankara. Sokaklarında yaşam mücadelesinden tutun aşk ve acısına kadar her şey var.
Beni ben yapan, beni bana küstüren senden koparan ve yine sana bağlayan bir şeyler var.
Her sabahı biraz soğuktur şehrin, hangi mevsimde olduğunun hiçbir önemi olmadan. ‘Ama olsun eskiden beri üşümeyi seviyorduk’
Ayazınla beni tehdit etsen de, sokakların denize çıkmasa da ankaranınsokaklarında yürümenin verdiği mutluluk anlatılmaz.
Kırık dökük hayaller arasında kalmış hatıralarım saklı sende Ankara
Briket duvarlar gibi, yıkılan hayallerin başkenti
Sana her geldiğimde kaldırımlarını öptüm senden her gidişimde sana gelmeyi düşledim. Neden sevdiğini bilmiyorsan, seviyorsundur.
Ankara tozlu bir kitap şimdi. Satır aralarına not alamıyorum. ankaranınsokaklarında yaşanmış ne varsa, özlüyorum.
Asla, asla hiçbir şey Tunalı’da avare gezmenin tadını vermeyecek bir daha..
Şiirler elbette şarkılara dönüşecektir, hepsi oradan gelmektedir.
“Gri düşlerinle gel şehrime gir rüyalarıma. Bir yağmur olup damla damla düş Ankara’ya.”

Dar bir sokakta karşılaşmış gibi…
Şimdi buralarda İzmir yazsa da aldanma, biz seninle bu ayrılığa Cebeci’nin yokuşlarında ağladık
İnsanlar sana baktığında senin yüzündeki çilleri görür. Ben ise uçsuz bucaksız bir yıldız haritası.
Nereye gidersen git ve nerede yaşarsan yaşa, Ankara içinde kalan bir burukluktur
ankaranınsokaklarında geçen zaman, yaşanılan anılar, buraya bakarlar, gökyüzüne baktığında gri gökyüzü, başkent olmanın ağırlığı. Her şeyden önemlisi ‘seni’ büyüten şehir…
Aşkı, aldatılmayı, terkedilişi, yalnızlığı ve daha bir çok şeyi öğrendik ankaranınsokaklarında ama en çok dostluğu… Başka hiçbir şehirde bu kadar dostum olamazdı.
Eski coşkuları yeni coşkular için terk edip yollara çıkacağız
Onları ikna edemiyorsan onların kafalarını karıştır. Ama unutma önce iş güvenliği, sonra iki bira ve her daim söylediğimiz gibi
Kendi olarak sana gelen, sana gereksinimi olmadan, seni isteyen, sensiz de olabilecekken, seninle olmayı seçen, kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan o işte
Bu gece hepimiz seninleyiz. Bu gece hepimiz genciz. Burası Ankara ve mevsim sonbahar. O sevdiğin Akdeniz 480 km uzakta
Kaldırımların dili yok, onlar söylemez. Biz söyleriz bunları nasıl çiğnediğimizi… Sabaha karşı fırından ekmek alıp yediğimizi İçtiğimizi, sevdiğimizi, sevildiğimizi
Zaman, ne olursa olsun insanı bu şehre sürüklüyor, Yollarına düşürüyor, Bitmeyen yokuşlara zorluyor, Değeri olan herkesi ankaranınsokaklarında buluşturuyor.

Belki bir sinema yağmurlu bir geceye çıkar Mon Amour’u bulduğumda.
Kaldırım taşları gökkusağına boyanır. Belki yalnızlaşır hayallerimiz, onlar da grileşir ve tek filmin hayat olduğuna inanırız.
Ne kadar güzelmişsin, hayat henüz çırılçıplak, hiçbir şey el değmemiş, günler birer salıncak.
Seni unutmuyor büyüdüğün sokaklar. Dokunuyor Ankara gözyaşına rüzgarıyla
Sonunda kaçmış ve başka bir kentin barının pencere pervazına oturmuş, karanfilli sigaranı içerken düşünüyorsun “Özgürlük neydi? Ölüm hangi kefenin içindeydi? Neydi varmak?
İstediğim varmak mıydı peki? Nerede şimdi o yakamozlu gece?”
Her eski her yeniye karışır ve soğuk beton güneşle ısınır.
Kitapların ve müziğin canlı kokusu sararken, tüm bu hayat beşiğine hayran kalır gözleri açılmış olan her insan.
Sanılarınızın aksine hiç gri olmadı Ankara. Hep siyahtı ya da beyaz; Siz sevmeyi bilemediniz…
Ne kadar uzak olsam da havasından ne kadar üzülmüş olsam da sokaklarından vazgeçmeyeceğim şehir: Ankara! Gözlerimi ilk açışım, ilk aşkım, ilk ölümü tadışım ve ilk evim! Umut var her şeye rağmen ve aşk!
Geldiğimizde otlar yemyeşildi ve kuzeydeydi Güneş!
Tekrar geleceğiz, her seferinde düşsek de yeniden doğmak için

Ne kadar uzağa gidersen git daima dönüşü düşündüğün, sokaklarında gençliğini ellerinde ayazını taşıdığın ve her seferinde yağmurlarıyla sana hoş geldin diyen içimizdeki uzakların şehri.
Karlı bir kış günü; Kuğulu Park’ın köşesinde durup Cinnah Caddesi’ne doğru şöyle bir
nefesimi çeksem ona neler sığdırırım neler…
Seninle ankaranınsokaklarında yağmurlu bir gecede sırılsıklam bağıra çağıra şarkı söyleyebilirdik
Biz kardeşliği ankaranınsokaklarında ateş yakıp ayaza karşı beraber direnerek öğrendik
Cebeci’den Kızılay’a doğru yürürken her şeyi yapmak mümkün gibi geliyor…
Kar yağdığında Kuğulu Park’a kırmızı şarap içmeye gitmek, kafanda sevdiğinin sana ördüğü mavi berenle…
Umudum kaldı yağmurunda, içim yangın yokluğunda, çok zor oldu aptallığımdan, sevildim sandığımdan..
Gençlik Parkı’na gideriz. Yalnız ikimiz… Unutma: yalnız ikimiz. Her şeyde bu…
Semtin gece yarısına kadar sokaklarında oyunlar oynayan çocuklarıydık. Yine toplaşıp Samsun asfaltının ışıklarını seyredeceğiz…
Bir katil gibi peşimde zaman… Boğazımda düğüm düğüm adın…
Ankara sen mi büyüksün ona olan aşkım mı?

Ankara’nın üşüten soğuğuyla yağmur çişeliyor yavaştan.
Kolej trafiğine takılmamak için Kızılay’dan Cebeci’ye yürüyorsun.
Etrafında bir sürü takım elbiseli. Kulaklıkla Pink Floyd çalıyor.
Kış bahane aslında, sahte insanlar soğutuyor bu hayatı
Bir gün batımıyım güneyde, bir akşam vaktiyim, ucuz bir şarabın şişesiyim denizde yüzüyorum, yüzüyor muyum? bilmiyor musun?
Sen her şeyinle yanımdasın.
Ben ilk Ankara’da aşık oldum. Şarkı türkü bilmezdim o zamanlar. Ne güzeldir şimdi orada olmak
Varsın sokaklarımız denize çıkmasın,çıkacağı yeri çok iyi biliyor.
Ankaranınsokakları Denizdi,Deniz bizim gözlerimizdi
Bir şehir ol. Mesela Ankara gibi. De ki sokaklarım denize çıkana kadar seveceğim seni…
Bir gün yeniden yürüyeceğiz, düşeceğiz, kalkacağız, kusacağız!ankaranınsokaklarında

Kızılay Survivor alanı
Kaybolmuşluğum çoktur
Her yeni hikayenin başladığı ve bittiği yerdir Dost Kitabevi
Her şey tek bir yerde başlar ve tek bir yerde biter
Bir çok şeyin başlangıcı gibi görünse de bittiği yerdir Kurtuluş Parkı
Kurtuluş’tan kurtulmayı istememek belki de bizimkisi
Bütün yollar Kızılay’a çıkar!
Dost’un önünde bekliyor olsaydım şimdi, kimse gelmeyene kadar.
“Herkesin Bir umudu vardır, Bir savaşı, bir kaybedişi, bir acısı, bir yalnızlığı, bir hüznü…
Çünkü herkesin bir gideni vardır. İçinden bir türlü uğurlayamadığı..”
Karanfilden bir sokak var ondan yürüyünüz geçip gitmeyiniz.
Karanfil size çiçek , bize çocukluğumuzun geçtiği kaldırımlar…
Yazmak bazen karanlık , esrarengiz bazen de her şeyi ufka kadar net bir şekilde gördüğümüz bir yolda gitmek gibi
Kutsamıyorum artık umudu
Bugün doğmazsa güneş Asla doğmayacak!

Ankara’nın türküleri hüzünlüdür biraz…
Her dinleyişinde belki yüreğin burkulur, için sızlar…
Çünkü hayat hafife alınamaz ki Ankara sokaklarında…
Göğe bakıp olmayacak hayaller kurduk
Başka bir hayat mümkün
Biz geliyoruz, o soğuk havada el ele olup yürümeye
Grinin aynasına bakabilenlere selam olsun! Cevapları kaybedenlere, arayışta olanlara, kaybolanlara…
Sürgünde bir ruh:
Uzaklaşmak istersin. Sonra ankaranınsokaklarında bıraktığın binlerce anın aklına gelir gidemezsin.
“Ankara’nın da neyini seviyorsun? ben hiç sevmiyorum nasıl yaşıyorsun?” diyorlar. Ben şimdi sevmeyi tatmamış sana, Ankara’yı ne kadar çok sevdiğimi nasıl anlatayım ki?
19 yaşındasın dersaneden çıkmışsın hava yağmurlu bulvarda sevgilinle yağmura aldırış etmeden su birikintilerine bilerek basarak yürüyorsun hiç olmadığın kadar mutlusun ve sırılsıklam olmuşsun… Yağmurdan mı?
Ömrümüzü bıraktık ankaranınsokaklarında Konur, Yüksel ve Karanfil adımlarımızı ezberrrrlemişti artık.
Her güzel şey biraz eksik ve her eksik biraz fazla bugünlerde…
Çünkü her yerin geceyse, kimse seni ışıkları kapatarak korkutamaz..
Eğer yaşamın bir anlamı varsa o anlam bu gri şehrin sokaklarında !
Başımızı kaldırdığımızda aynı göğe baktıktan sonra mesafenin ne önemi var. Ki bize göre geçen zaman başka yere göre an olacak kadar uzun değil. Geleceğim bende çünkü

Biliyorum.Elbet bir gün kavuşacağız.
Her şeye rağmen tüm güzellikleri içinde barındıran bu dünya bizim! Tüm ihtişamıyla fısıldıyor hayat sana; daha ne kadar bekleyeceksin?
Gri şehirde, bir parkta, bir kitabın en vurucu cümlesinde, bir Gaspar Noe filminde, bir LSD düşünde buluşmak üzere..
ankaranınsokaklarında elbet karşılaşırız. Unutma ankara sana şehir bana mahalle…
O gün orada olacağım ve sana yazdığım bercesteleri Sakarya Caddesi’nde sana ulaștıracağım

Take a sad song and make it beter!
When I was a little child , bir yokluktu Ankara.
Apres moi dull and wild, town ne oldu, que sera?
Tek korkum yıllar sonra ankaranınsokaklarında seninle göz göze gelmek.
ankaranınsokaklarında elbet karşılaşırız. Unutma Ankara sana şehir, bana mahalle
Ölebilirim genç yaşımda, en güzel şiirlerimi söylemeden götürebilirim.
Şimdi kavak yelleri esiyorken başımda, sevgilim, seni bir akşamüstü düşünebilirim.
Senden giderken mutluydum. Ama şimdi özlüyorum seni.
Beşevler Anıtkabir’de, Ulus Heykel’de, Kızılay YKM’de, Bahçelievler Milli Kütüphane’de, Tunalı Kuğulu’da… Nice duygular,insanlar gelip geçmiştir
Cebeci İstasyonu’nda bir akşam üstü incecikten bir yağmur yağıyordu yollara
Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi
“Biliyor musun başkentim nedense birbirimizden çekiniyoruz ikimiz de,
Sen yaslarına hiç yaslanmaz oldun, ben acılarıma yeterince.”
Ruhun şarkı söylerse hayat seni muhakkak dansa kaldırır
Dünyanın diğer ucuna da gitsen sana hayal kurduran bu şehri özlersin
Gri kentin sokaklarında adlandırılamayan acılar, gizli saklı yaşanan sevdalar, uzaklıklar, vazgeçilenlenler, vazgeçilemeyenler, özlemler…. Hepsi ama hepsi!
Bin yıldır güzel olan bir şehri herkes sever. Önemli olan bozkır kasabasını güzelleştirebilmek ve sevebilmektir. Zoru severiz.
Bırakıp gidemiyosun ayrı ayrı yaşanmışlıklara imza atıyor bu şehir..
ankaranınsokaklarında her çektiğimde seni, inadına renkli çıkmazdı ya gözlerin.
Ne hoştun, ama bi o kadar da loştun. İçime ayazı işlenmiş, ciğerlerime kömür kokun.
Seğmenler, Kuğulu, Güvenpark, her bankta ve Cinnah’tan Kızılay’a gizli gizli öptüğüm her çukurun…

Yaşım 19. Konur’daki banklardan birisinde oturup elimdeki şiir kitabını okuyorum,ayakkabı bağcığım çözülmüş,hafif yağmur çiseliyor…
Ankara mı bu kalbimde yanan,yoksa ben miyim kalan? Öyle geçmişime bakarak.
Başka şehirlerin sokaklarını düşlerken bile kaldırımlar anlar sizi
İçimde bir sokak var yürüyemediğim
Karlı bir Ankara sabahı seninle içtiğimiz o son kadehten damlayan şarap bile aynı yerde hâlâ, sadece sen ve ben aynı yerde değiliz.
Fanzinlerle çoğalttık, kitaplaştırdık, duvarlara kazıdık… Bu şiir yazılmaya hep devam edecek… Bu gezegende umudun bir adı var artık!
Her şey burada başladı ama her şey burada bitmeyecek

Kozmos Buluşması’nda,bu şarkıyı son kez söylemek için…
O zaman Ankara’da görüşmek üzere.. “Güç sizinle olsun!”
Neo-Beat sizi seviyor…

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın