Kadıköy’de Rock’n Roll tarihi (I.) – İsmail TAŞBİÇEN ile Röportaj

The following two tabs change content below.
Eşref Ozan

Eşref Ozan

Psychedelic Poet - İnsanoğlu karadelikten baş göstermiş solucandır.

Kadıköy’de Rock’n Roll tarihi (I.) – İsmail TAŞBİÇEN ile Röportaj – Ozan BAYGIN

 

E.O. BAYGIN: Öncelikle vakit ayırdığın için teşekkür ederim İsmail ağabeyim. Bana Kadıköy Rock’n Roll oluşumunu, dönemin çekirdek mekanlarını ve emekçilerini anlatabilir misin?

İ.TAŞBİÇEN: Elbette Eşref Ozan’ım. Rica ederim. Benim hatırladığım kadarıyla İstanbul – Kadıköy’de rock ve rock’n roll oluşumunun başlangıç yerlerinden birisi, seksenlerin öncesinde- yetmişlerin sonunda Kızıltoprak’ta Köhne diye bir mekandı. Benim gençlik zamanlarıma onbeş, onaltı yaşlarıma tekabül ediyor. Köhne‘ye –Mazhar Alanson, Fuat Güner, Özkan Uğur, Fikret Kızılok ve o dönemin müzisyenleri sıkça gelirdi. Orası kafe gibi, kır kahvesi gibi bir yerdi. Aynı zamanda Barış Manço‘nun ilk grubunun üyeleri de Köhne’de takılırdı… Yine Kızıltoprak’ta, seksenlerin başında, alternatif tiyatro, yani aykırı tiyatro gibi “Tiyatrickle” diye bir mekan vardı. Sahibinin adı Ali’ydi. Hatta “Tiyatrickle Ali” diye anılırdı. Özgün bir mekandı. Kadıköy’de, İstanbul’da hatta Türkiye’de kendine has münhasır bir yerdi. Oraya gelen insanlar genelde üniversite öğrencileri ve işçi diyebileceğimiz ya da ona yakın meslek sahibi olan güzel insanlar. O mekanda gerçekten tiyaro, müzik ve edebiyat oluşumları vardı. Hatırladığım kadarıyla Tiyatrickle’nın içerisinde küçük, cep tiyatrosu gibi ve özgün canlı performans yapılan bir saloncuk vardı…

Ve ben inanıyorum ki Kadıköy’deki mekanların çekirdeğiydi Tiyatrickle.

Bu mekanda çok iyi bir plak koleksiyonuna sahip “Laterna Bülent” vardı. (Laterna Bülent denmesinin sebebi daha sonralarda Akmar pasajında Laterna adında plak dükkanı açtı. Oraya gider, o dönemin yetmişlerin, altmışların, ellilerin hatta kırkların en iyi blues, jazz, proesif rock, hard rock gibi türleri dinlerdik. )

Orada lakabı olan çok insan vardı. Mesela “Entel Hasan“. Tipik entellektüel görüneme sahip, ama gerçekte öylemi bilemem, felsefi konuşmalar yapan bir adam. Mesela “Kız Ali” lakabında bir çocuğu tanıdım o dönemde. Kız Ali denmesinin sebebi çok uzun saçlı olmasıydı. Kafenin içinde bile bisikletle dolaşırdı…

Onun dışında benim arkadaşlarım vardı. Mesela “Salih Önce“. Katı bir vejetaryen. Fizik mühendisliğini terketmiş biri, ben ve güzel kadınlar… (Onlar her zaman var)

Bana göre Kadıköy’ün çekirdek mekanları bunlar. Atladığım ya da hatırlayamadığım yerler de olabilir.

 

E.O. BAYGIN: Peki sonraki süreçte Kadıköy’deki gelişim nasıl oldu?

İ.TAŞBİÇEN: Köhne ve Tiyatrickle’den sonra Kızıltoprak’ta “Çatı” adında ve çatı katında bir mekan açıldı. Açanlar “Kel Zeki” ve “Karga Salih“. Bunu zaten o zamanları görmüş ve bunları okuyacak olan insanlar hatırlayacaklardır. Bu mekan çok salaş bir mekan ve inanılmaz berduşhane…Yerlerde ayakkabılar, çoraplar, bira şişeleri ve bu arada çok yoğun takılıyorlar tabi.

O dönem müzik gruplarından bahsecek olursak Dizel, Waychese, Kolon, Gurokat, Kerim Çaplı gibi isimler oralardan gelip geçtiler…

Sonra Çatı mekanı Kadıköy’de “piri reis” sokağına taşındı. Adı Çatı’ydı ama kendisi bir apartmanın zemin katındaydı…

Oraya gelen gruplar: Waychese, Gurokat, Murat Net, Deli Murat, Kolon grubu ve Mavi Sakal (ki Mavi Sakal‘ın tarihi orada yaşanmıştır.) Çatı’da çok anılar yaşanmıştır. Hatta şöyle söyleyebilirim, şuanda dj‘lik yapan Ozan diye bir arkadaş, ( Ozan davul çalıyordu) yıllar sonra Tarkan‘ın düzenlemelerini yaptı. Şuanda soyadını hatırlayamıyorum…

Özellikle Çatı mekanına Sen Josef, Kadıköy Anadolu ve Kadıköy Kız Lisesinden öğrenciler gelirdi prova yapmaya. Çok canlı ve güzeldi. Onun dışında böyle mekanlar hiç yoktu.

 

E.O. BAYGIN: Peki o dönemde etkilendiğin ustalardan bahsedebilir misin ağabeyim?

İ.TAŞBİÇEN: O dönemlerde Cem Karaca(rahmetle anıyorum), Erkin Koray’la sohbetlerimiz oldu, müzikal anlamda paylaşımlarımız oldu. Batılı hippi şekli ise bana Barış Manço‘nun etkisiyle gelmiştir. Bu tarz insanlar bir daha gelmedi, ki gelmeyecek anlamına da gelmez yani.

 

E.O. BAYGIN: Sürece geri dönersek eğer 90’lı yıllarda gelişim nasıldı?

İ.TAŞBİÇEN: Doksanlı yıllarda ise ilk açılan yer Moda caddesinin paralelinde Rock kafeydi ve Rock kafeyle beraber Salih Önce’yle açtığım Woodstock kafe vardı. Woodstock aynı zamanda bir üniversite kürsüsü gibiydi. Felsefe, politika, siyaset ve sanat anlatılırdı. Ticari kaygıyla hiçbir zaman yaklaşmadık. Özelliğimizde buydu.

Doksanlı yılların ikinci yarısından sonra ikibinlerin başında bu oluşumlar yaygınlaştı. Benim deyişimle enflasyona uğradı…

Sevgili kadim dostumuz şair Turgut Toygar yaptığımız iş ve eylemleri çok iyi bilir. Bizde gönül bağı vardı her şeyden önce.Woodstock ‘taki konuşmaların ve gelen insanların hiçbiri boş değildi. Öyle ağır sohbetler, felsefi tartışmalar vardı ki iki gün, üç gün uyumadan sohbetleri dinlediğim oluyordu. Burası bir kafeydi, kültür derneği ya da üniversite değil. Altını çizerek söylerim. Biz böyle bir misyon üstlenmiştik.

Malesef sistem kapitalizm olduğu için biz yenildik. Kapitalizmle mücadelemizi o anlamda kazanamadık. Ama kazandığımız şu var, o dönem genç olan arkadaşlar şuan doktor ve toplum katmanında önemli yerlerinde olan arkadaşlarım var. Onlar beni gördükleri zaman teşekkür ediyorlar. Biz onlara insanın ve insanda olan, sistemin ilişkilerindeki normları bir şekilde çözümlemelerini anlatmaya çalıştık. Edebiyatla ve altmışsekiz felsefesiyle…

Ozancığım toparlayacak olursam bundan 20 – 30 sene önceye gidecek olursak Kadıköy’de bu tip mekanlar azdı ama bu tip mekanları dolduracak insanlar kalite anlamında çok çok iyiydi. Bu günün tiyatrocuları, müzisyenleri, şairleri hep o günlerden geldi bu güne…

 

E.O. BAYGIN: 68 felsefesi ve şüphesiz “Beat” etkisini açıkça görmek mümkün. Senin bu konuda fikirlerin neler ağabeyim?

İ.TAŞBİÇEN: Altmışsekiz felsefesi gerçekten bu dünyada sistemi en çok etkileyen, zorluyan, korkutan ve tedirgin eden bir akımdı. Büyük bir gençlik hareketiydi. Batı’da altmışsekiz farklı yaşandı, Türkiye’de farklı yaşandı. O konulara pek fazla da girmek istemiyorum. Ortak bir payda vardı, dünyayı değiştirmek.

Hatta Jim Morrisson bir şarkısında söylüyor. “Hemen şimdi, hemen şimdi. İmkansızı başaralım, şimdi istiyorum. “ Büyük bir slogandı.

Bugün insanlara baktığımız zaman gençlerde, çok avrupayi modern görünüşlü olsa da kafalar ilkel, feodel, çok şoven vs.

Bunları konuşuyorum çünkü o dönemlerde de bunları konuşuyorduk.

 

Rock’n roll felsefesi özgürlükçüdür!

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın