Şiiri Okudukça Rüzgar eser şiirin üzerinden

Yeryüzü Düşleri / Haziran - Ağustos 2016 Sayısında Yayımlanmıştır.

The following two tabs change content below.
Avatar

Serhan Oktay

Bu yüzdendir, eserlerin başlıklarını sona koyuyorum. Tamamlanmayan bir hayatı işaret edecek bir cümle kurmaktan, kendimi ziyade tutmam yine bu yüzdendir.
Avatar

Latest posts by Serhan Oktay (see all)

Bir kütledir bomboş beyaz kağıt. Şair, bir heykeltıraşa pekala benzetilebilir ki konulan her kelime, bir kütleyi eksiltir bembeyaz kağıttaki ve her kelime birer “boşluk” gibi koyulur o kağıdın üzerine. Kelimeler, şiiri kendi yolunda daha da rahat akabilecek bir araç haline dönüştürürler, giderek.

Eklenen her kelime, o kaba kütleyi, araca daha da benzetir. Konulan her bir kelime; şiirin, yazılmaya başlanıp da bitirildiği süre boyunca, beyaz kağıdın saflığına yeniden öykünmesini sağlar.

Yani kelimeler görülmeyen bir şiiri görünür kılarlar. Eksilterek yaparlar bunu.

Saflığa geri dönmeye çalışmak, tamamıyla başarılamayacak bir şeydir. Bu yüzden şair, bir şiiri istediği kadar okuyadursun asla sessizliğe geri ulaştıramaz. Bir şair, istediği kadar yazmaya devam etsin, kağıdın beyazlığı ölçüsünde bir saf anlatıma yeniden kavuşamaz. 

işte bu süreç/bu serüven boyunca, şair arkasında çoğunlukla törpülenebilmiş, fakat törpülendikçe daha da görünür hale gelmiş bir şiir bırakacaktır. Şiir, görünebilir bir hale gelmiştir artık.

Yazıya dökme bakımından yaklaşırsak,  bir duygudurum; daha önceden hiç anlatılmaya çalışılmamış olsa ve saf durumundaki o kendi halindeliğiyle, bulunduğu yerde bırakılsa diyelim; hiç bir şekilde insanlar tarafından anlaşılamayacaktır. Bu, bariz bir mantık…

Eğer bir duygudurumun anlaşılmasını istiyorsanız, bazı kısımlarının eksik kalmasını göze almak zorundasınız. Bu eksiltme, ancak kelimeler ile gerçekleşebilir ve yine kelimeler, şiire konu olan duygu durumu eksilttikleri ölçüde, birbirlerini tamamlarlar. Yani henüz tamamlanmamış bir şiir yazılırken; bir yanda yıkım vardır, diğer yanda ise bir yapım faaliyeti işleyedurur.

Henüz anlatılmamış bir saflık bozuluyor ve eksiliyordur bir tarafta. Diğer yanda ise eksiltilirken kullanılan kelimeler birbirlerini de besleyerek artık görülebilir ve yeni olan bir anlatıyı ortaya çıkarıyorlardır. (Kelimeler birbirlerinden ayrı ele alınamazlar ve henüz yazılmamış bir şiir, kağıdın beyazlığı üstünde henüz görülmez bir kütledir)

Şiirin, yazılıp da artık kendi başına bir varlığa büründüğü ve kendi yoluna sahip bir araç haline geldiği ana bakalım. Artık okunduğu süre zarfınca, ilerlemek durumunda.

Şiiri okumaya devam ettikçe, yani zaman şiirin üzerinde aktıkça; bir rüzgar esmeye başlar yazının üstünde veya okuyucunun şiire bakışı, bir rüzgara benzetilebilir.

Bu benzetmeyi şu açıdan yapmak durumundayım ki; gerçek şiirde aerodinami olmalıdır. Okurun şiire bakışı, okuma eylemi devam ettikçe daha rahat akabilmelidir, seyir halindeki eserin üzerinden.

Şimdi bir uçak, kendine özgü aerodinamiği dahilinde uçabilir. Şiirin yaratılan tabiatı ne ise, okunduğu süre zarfınca yine kendisine uygun ilerleyecektir.

Yani şiir, zamana bağlı bir değişkendir, rüzgar eser şiirin üzerinden; okunması bitse bile şiirin, üretilen bu eser, dünya üzerinde bir yerlerdedir artık.

Şiir için zamanı başlatan şey okuyucudur. Şimdi bu aracı ilerleten arzuya; “anlaşılmak” isteği denilebilir mi?

Yazılmış bir şiir, artık durabilir mi bu bağlamda, kağıda dökülme sonrası?

Bana kalırsa; şiir onca yıl sonra yeniden ona bakacağınız döneme dek geçen zaman aralığında dahi, kendi yolunda ilerlemeye devam edecektir. Şiir adlı aracı ilerleten rüzgar, okurun yapısına bağlıdır. Rüzgarın şiddeti ve yıllar içinde değişen yönü, şiirin yönünü de değiştirecektir.

Duygudurumu bir ofiste tasarlanan araç taslağı olarak ele alın. Kağıda dökülen şiir ise fabrikada üretilen bir araçtır ve dünyada o araçtan, okuyucusu adedince mevcuttur.

Bir uçak, suyun altında gidemez veya eski kasa bir arabanın altına rampa dahi koysanız, çıkabileceği yükseklik az buçuk belirlidir. Her şiir, farklı yollara gidecektir; değişik okurlar ile beraber.  Fakat kendine özgü tasarısını da koruyarak.

Müzik, bir zaman kaplar; böylece çıkar insanların karşısına. Şiir ise ona zaman ayırırsanız karşınıza çıkacak bir şeydir. Şiiri okudukça, rüzgar eser şiirin üzerinden.

Şair daha ilk cümlesinden başlayarak haber verir bu aracın bulunduğu iklimi, şiirin sonlarına doğru artık şiirin oturduğu coğrafyayı az buçuk kestirebilirsiniz. Okuyucunun kendi dünyasında hangi coğrafyaya oturursa şiir ve bu bağlamda okuyanın hangi iklimiyle ilişki kurabilirse, şiir bu kurulan etkileşime uygun ilerleyecektir.

Estetik ile aerodinami birlikte kurulur araçlarda. Yani şiir estetik olabildiği ölçüde, kendi düzleminde daha da rahat ilerleyecektir.

Dünya üzerinde bir sürü şiir var ki okuyucuları yaşadıkça gezinmektedirler. İnsanlar birbirleriyle şiirleri paylaştıkça ve haklarında konuştukça, yönlerini yine biraz biraz değiştirerek gezinir, şiirler. Okunmadıktan sonra şiir diye bir şey yoktur. Şiir canlı değildir, başka insanlar tarafından hatırlanmadıkça donar bu yüzden.

Görünmez bir kütledir, bomboş beyaz kağıdın üzerinde, henüz şiir olarak yazılmayan bir duygudurum. Kelimeler ile eksiltilip de bir şekil verildikçe; bu kütle, eksilecek fakat karşılığında bir şiir görünecektir.

Bu aracı okuyun.

Serhan Oktay

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın